İstanbul Halk Ekmek (İHE) 2005 yılında beş yıllık bir öngörü ile ve takdire şayan bir cesaretle bir proje başlattı ve adına Organik Tarım Projesi dedi. Projenin değerini kelimelere sığdırmam mümkün değil, haksızlık ettiğimi bile bile özetlemeye gayret edeceğim:
Organik Tarım Projesi, Türkiye'nin gayri safi milli hasılasından (GSMH) "en az" payı alan ve bu nedenle de büyük şehirlere muazzam göç vermiş kimi illerinden, İstanbul’a, "organik" buğday sağlamak üzere geliştirilen bir projeydi ve "anlaşmalı" yani satın alması garantili bir sistemi ifade ediyordu. İHE, GSMH’dan en az pay alana iş garantisi sağlar ve ürettiğini en yüksek değerden satın alırken, bu üründen ürettiği ekmeği de gene GSMH’dan ama bu kez “en yüksek” payı alan İstanbul’a satıyordu.
Bir nevi modern zaman Robin Hood’luğuna benzetebilirsiniz, bu projeyi.
Biz, Fikir Sahibi Damaklar olarak İHE’in organik ekmeğini ve ununu çok sevmiştik, pek lezzetliydi evet, ama en çok Organik Tarım Projesi’ni Slow Food’un “iyi, temiz ve adil” prensiplerine uyumu münasebetiyle baş tacı yapmıştık.
Bu proje o kadar önemliydi ki, bizim için, anlatamam!
Bugün Açık Radyo dahil pek çok yerde konuşan, Erzurum'dan organik buğday üreticisi Nazmi Ilıcalı ile bundan 8-9 yıl önce tanıştığımda köylüsünü toprağını ekmeye bile razı edemiyordu. Bölgenin buğdayı 8-9 ay kar altında uyuduğu ve kalitesi yüksek bir una sebep verdiği için çok değerliydi, ama satılamadığından ekilemiyor ve işlenemiyordu. Daphan ovasına UNDP harikulade bir alttan sulama projesi getirdiği, memleketin geleceği tarım ve hayvancılıkta olduğu ve köylünün kendisine ait tarlaları boş durduğu halde, Ilıcalı kimseleri ikna edemiyordu. Anadolu’nun en eski buğdayı da yetiştiği halde bu topraklarda, İstanbul’un “benim!” diyen aşçıları, ekmekçileri bilemiyor, tadamıyor, bulamıyorlardı.
8-9 yıl önce ben ziyaret ettiğimde Erzurum’u, hepimiz anlamıştık ki, Nazmi Ilıcalı ikna etse bile çifçiyi ve Daphan dolusu dahi ekilse bu buğday, hala çözülmesi gereken başka problemler var: nakliye! Zira ülkemizin limanlari ve nakliye ambarları Erzurum'a gore düşünülmemiş! Hadi, nakliyeyi İran ya da Irak'tan boş dönen TIRlarla cözseler, diyelim, bu defa da İstanbul ya da benzeri bir yerde satma dertleri olacaktı, zaten. Bunu görmemek mümkün değildi.
Harikulade bir değer, orada öylesine beklemekteydi.
Bu arada buğday/un alım satıma da kabaca bir örnek vereyim ki, neden bu kaliteli unu satmak zor, anlamamız mümkün olsun: Erzurumlu fırıncı ekmek yaparken diyelim ki Konya unu kullanıyor, Trakya unu kullanıyor! Ama Erzurum unu kullanamiyor! Çünkü, Erzurumlu çifçinin bugdayını ya da değirmende çektirdiği unu alan bir fabrika yok. Ürettiği malı hak ettiği değerden satmak istiyorsa bizzat kendisi öğütecek, paketleyecek ve stoklayacak. Ekmek için son derece uygun ve organik oluşuyla ekstradan değerlenen bu ürünü, köylünün kollaması pek güç! Haliyle sadece nakit çalışılıyor. Oysa Konyalı çifçinin ununun organik olması ya da olmaması gibi derdi olmadığı gibi, hibrit tohum kullanarak bir dönümden aldığı ürünü arttırma imkanı var. Evet belki unu hep yüksek kaliteler içermiyor ama, fabrikalarda karışıma gelen basit bir üretimi pek ala da tamamlıyor. Eh, ununu da zaten un fabrikasına satıyor. Fabrika parayı trink vermiyorsa da çifçi için "güvenilir" bir iş ortağı. Bu fabrika da Erzurum'dan Istanbul'a "vadeli" un satabiliyor. Dolayısıyla Erzurumlu fırıncı ekmek yapmak icin Konya'dan vadeli un almayı tercih ediyor, zira onun da eti ne budu ne! Ekmek satacak ki, unun parasını ödesin. Böyle bir sarmal... Benim 8 yıl once muhattap oldugum resim buydu. Eminim kısa süreli bir bakışın getirdiği yüzeysellikte sundugum bu resim ama, IHE'in Organik Tarım Projesi’ne olan düşkünlüğümün arka planını anlatır size..
IHE 2005 yılında başlattığı Organik Tarım Projesi ile bu sarmalı devre dışı bıraktı ve pek değerli ancak üretilemeyen ve satılamayan bu buğdayın
1. ekilmesini sağladı,
2. eken köylüye en yüksek değerden satın alım garantisi verdi,
3. nakliye meselesini "volum" sağlayarak düzenledi,
4. geri göçü teşvik etti,
5. tum bunu GSMH’dan en büyük payı alan İstanbul'a ekmek satarak başardı.
Takdir etmemenin imkansız olduğu bir proje çıktı ortaya!
….
Bundan 6-7 ay önce, tümüyle şans eseri yemek masasında yan yana oturduğum Kadir Topbas'a, IHE'den bir dostumuz aracılığı ile aldığım tatsız bir habere dayanarak "Organik Tarım Projesi’nin ilk beş yılı bitiyor, devam edeceksiniz, di mi?" diye sorduğumda, "kesinlikle!" diye cevap vermişti. Elbette, tecrübemiz gereği, siyasilerin sözlerini tutmasını beklemiyorum, ancak, Başkan, bana hizmet etmek icin oy istemiş bir siyasi olarak, gene bana verdiği bir sözü tutmadığında benim de peşine düşmem kadar normal bir durum olamaz! Dolayısıyla, 2010 olup, daha once anlaşma yapılmış üreticilerle yeni anlaşmalar imzalanmayınca biz de, Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar olarak harekete gectik. Ahmet Örs bir yazı kaleme aldı. Banu Ergin blog'a bir yazı post etti ve facebook'ta konuyu gündeme getirdik. Geçen gün Esra Ceyhan'ın konuğu olduğunda Başkan, sorularımızı yönelttik ve her birimiz bıkmadan mail atip duruyoruz IHE'e ve Beyaz Masa'ya.
Hatırlayalım:
Bu proje neticesinde 600+ aile köyüne "üretim yapmak üzere" dondü!
Bu proje sayesinde Nazmi Ilıcalı küsmüş bir dava adamı değil, köylüsünü yükseltmeyi başarmış bir lider.
Bu proje sayesinde Erzurum'un, Erzincan'in ve beraberinde benim şehirli cahilliğimle sıralayamadığım 8 şehrin daha "yükselen değer"i "buğday" oldu.
İHE sadece organik ekmek yapmadı.
İHE sadece lezzetli ekmek yapmadı.
İHE aynı zamanda adil bir üretim-tüketim zinciri kurdu ve takdirimizi en yüksek seviyeden kazandı.
Geçen aylarda, yıllarda nasıl özenle savunduysak, nasıl heyecanla anlattıysak İHE’i, bugun de öylesine kırgın ve kızgın anlatmalıyız bu Organik Tarim Projesi’nin rafa kaldırılışını.
Zira, İHE’in organik ekmek yapmaya devam etmesi beni "kesmiyor"
İHE’in altın ekmeği iyi güzel ama Organik Tarım Projesi gibi adil değil.
Ben Organik Tarım Projesi’nin ekmeğini yemek istiyorum.
Ben Organik Tarım Projesi’ni satın aldığım her bir somun ekmekle, satın aldığım her bir paket unla desteklemeyi istiyorum.
Ben, Erzurum'daki çifçinin ektigi atalık buğdayi istiyorum.
Onu ekmeye devam etmesinin teminatı ben olmak istiyorum.
İHE bana böyle bir firsat sunmustu.
Şimdi elimden aldı.
Sayın Başkan, Organik Tarım Projesi’ni geri istiyorum!
Şubat 23, 2010
Şubat 21, 2010
Ben Burdur'da doğdum ve liseyi bitirinceye kadar Burdur'da yasadim. Buyuk bir aileydi bizim ailemiz, babaannem ve dedemlerle birlikte, ahsap 2 katlı, arkasinda bahcesi olan bir evde yasardik.
Mahallemizin adi ise "degirmenler mahallesi". Yanilmiyorsam 9 su degirmeni varmis o bolgede ve bu yuzden bu adi almis. Ben cocuklugumdan bunlarin 4-5 tanesini animsiyorum, su savaklarinin orada sogut agaclarinin altinda oynardik, kuzenlerimizle ve kardesimle.
Babaannemlerin uzum baglari, her yil bugday, arpa, hashas gibi urunlerin ekildigi tarlalari vardi. Ilkbaharda gitmeye baslardik bagdaki asmalarin bakimi icin ve yaz gelince tarladan gelen bugdaylar ogutulmek icin degirmenlere gidilir, sonbaharda ise uzumler toplanir, cignenir ve buyuk bakir kazanlarda (tava denir, daha alcak duvarlidir kazana gore) kaynatilirdi. Biz cocuklar, pekmez kaynatildiktan sonra cocuklar icin kazanin dibinde birakilip, iyice koyulastiktan sonra cubuklara dolanan bir nevi pekmez macununu beklerdik...Bu bizim uzum toplanirken, sirasini cikarmak icin cignerken, kazanin altında yakilacak odunlari tasirken yaptigimiz yardimlarin oduluydu...
Mahalle aralarinda, bazi evlerin firinlari vardi.Bu firinlar bir evin avlusunda olurdu ve o evin kadinlari firini yakar, ekmekleri pisirirdi. 15 gunde bir yakilirdi bu firinlar ve herkes sirasini bir gun onceden alirdi ekmeklerini pisirtmek icin.
İste bu gunlerde annem ve babaannem sabah cok erkenden kalkip, agac hamur teknelerinde hamurlarini yogururlar, hamur kabarinca da 4 kolu olan bu tekneyi beraberce tasiyip mahalle firina giderlerdi. Ekmegini pisirtmis komuslarimiz cikarken biz girerdik avludan iceri, giren de cikan da"bereketli olsun," derdi birbirine. Maya konusunu cok kazimamisim hafizama, ama eksi maya olduguna eminim. Firinda buyuk somunlar halinde pisirilen ekmekleri 15-20 gun yerdik. Hele kis gunlerinde soba uzerinde kizartip, ustune tereyagi veya kaymak ile inanilmaz bir lezzetti o...
Lise yillarima dogru once o su degirmenleri elektrikle isleyen degirmenlere dondu, daha sonra insanlar bugdaylarini degirmenciye verip yerine beyaz un almaya basladilar sadece baklava ve borek yapmak icin. O mahalle firinlari da bir bir kapandi, cunku buharli firinlarda pisirilmis beyaz ekmek almisti "ev" ekmeklerinin yerini...
İste eksi maya ile ekmek yapma konusu gundeme gelince, tum bu anilarim canlandi gozumde.
Belki cocuklugumun lezzetini yakalarim ne dersiniz?
Malzemelerimi hazirladim, sevgili Filiz ve Sandy'i bekliyorum hareket almak icin.
Mayamiz eksi, ekmegimiz bereketli olsun :)
Mahallemizin adi ise "degirmenler mahallesi". Yanilmiyorsam 9 su degirmeni varmis o bolgede ve bu yuzden bu adi almis. Ben cocuklugumdan bunlarin 4-5 tanesini animsiyorum, su savaklarinin orada sogut agaclarinin altinda oynardik, kuzenlerimizle ve kardesimle.
Babaannemlerin uzum baglari, her yil bugday, arpa, hashas gibi urunlerin ekildigi tarlalari vardi. Ilkbaharda gitmeye baslardik bagdaki asmalarin bakimi icin ve yaz gelince tarladan gelen bugdaylar ogutulmek icin degirmenlere gidilir, sonbaharda ise uzumler toplanir, cignenir ve buyuk bakir kazanlarda (tava denir, daha alcak duvarlidir kazana gore) kaynatilirdi. Biz cocuklar, pekmez kaynatildiktan sonra cocuklar icin kazanin dibinde birakilip, iyice koyulastiktan sonra cubuklara dolanan bir nevi pekmez macununu beklerdik...Bu bizim uzum toplanirken, sirasini cikarmak icin cignerken, kazanin altında yakilacak odunlari tasirken yaptigimiz yardimlarin oduluydu...
Mahalle aralarinda, bazi evlerin firinlari vardi.Bu firinlar bir evin avlusunda olurdu ve o evin kadinlari firini yakar, ekmekleri pisirirdi. 15 gunde bir yakilirdi bu firinlar ve herkes sirasini bir gun onceden alirdi ekmeklerini pisirtmek icin.
İste bu gunlerde annem ve babaannem sabah cok erkenden kalkip, agac hamur teknelerinde hamurlarini yogururlar, hamur kabarinca da 4 kolu olan bu tekneyi beraberce tasiyip mahalle firina giderlerdi. Ekmegini pisirtmis komuslarimiz cikarken biz girerdik avludan iceri, giren de cikan da"bereketli olsun," derdi birbirine. Maya konusunu cok kazimamisim hafizama, ama eksi maya olduguna eminim. Firinda buyuk somunlar halinde pisirilen ekmekleri 15-20 gun yerdik. Hele kis gunlerinde soba uzerinde kizartip, ustune tereyagi veya kaymak ile inanilmaz bir lezzetti o...
Lise yillarima dogru once o su degirmenleri elektrikle isleyen degirmenlere dondu, daha sonra insanlar bugdaylarini degirmenciye verip yerine beyaz un almaya basladilar sadece baklava ve borek yapmak icin. O mahalle firinlari da bir bir kapandi, cunku buharli firinlarda pisirilmis beyaz ekmek almisti "ev" ekmeklerinin yerini...
İste eksi maya ile ekmek yapma konusu gundeme gelince, tum bu anilarim canlandi gozumde.
Belki cocuklugumun lezzetini yakalarim ne dersiniz?
Malzemelerimi hazirladim, sevgili Filiz ve Sandy'i bekliyorum hareket almak icin.
Mayamiz eksi, ekmegimiz bereketli olsun :)
-Hatice ÖZAYDIN
Eksi Maya 201 arefesinde, FSD google gruba hitaben
Eksi Maya 201 arefesinde, FSD google gruba hitaben
Şubat 17, 2010
Şubat 16, 2010
Şubat 15, 2010
Şubat 08, 2010
Organik Tarım Projesi'ni geri istiyoruz!
Ahmet Örs’ün geçen Pazar günü Sabah gazetesi hafta sonu ekinde yayınlanan “Bu Organik Ekmeğin Anlamı Başka” başlıklı yazısını okuyunca, geçen sene, taptaze üyesi olduğum Fikir Sahibi Damaklar'la gerçekleştirdiğimiz İstanbul Halk Ekmek Gaziosmanpaşa Fabrikası gezisini hatırladım.
Tam bir sene önce, 2009 Şubat’ının başında, yaklaşık 10 kişi, Fikir Sahibi Damaklar olarak İstanbul Halk Ekmek tesislerini ziyaret ettik. O günlerin taze üyelerindendim ve gruptan yazılarını takip ettiğim efsane isimlerle ilk kez yüz yüze geleceğim için oldukça heyecanlanmıştım. Defne Koryürek, Aylin Tan, Ayfer Yavi ve toplantıya sonradan katılan Ahmet Örs katılanlar arasındaydı ve benim için iş-güç-yağmur-çamur demeden tek yol bu kısa geziye katılmaktı. Heyecanım, bizi sıcacık karşılayan Emine Hanım ve ekibinin heyecanıyla bastırıldı.
İçeri girer girmez fırından yeni çıkmış ekmek kokusu
Geçenlerde twitter’da fikir bildirdik arkadaşlarla, vatanseverlik nedir, bu duygu nereden gelir, diye… Benim için, vatanseverlik, ekmek kokusudur. Sıcacık ekmeğin ucundan azıcık koparıp, içinizden annenizin “cık,cık” diyen sesini duyabilmek, evin bildik yolunu hiç düşünmeden ayaklarınızın bulduğu, ait olduğunuz sokaklarda size ait bir kokuyla aheste aheste yürüyebilmektir, vatanseverlik. Sıcak ekmeği yeni fırınından çıkarmış bir fırının yanından bir daha hiç geçemeyeceksin deseler, bu gurbet olurdu, yoksunluk olurdu benim için, istemezdim.
İstanbul Halk Ekmek, işte hepimiz için bu duygunun adeta timsali. Koridorlarında dolaşırken iliklerinize kadar kokladığınız ekmek kokusu, bunun ispatı. 1978’de kurulduğu günden bu yana misyonlarını:
A) Ekmekte standardı oluşturmak, sağlık ve hijyen konusunda girişim örneği oluşturmak
B) Fiyatların belirlenmesinde düzenleyici rolü oynamak
C) İstanbul’da, bugün, günde ortalama 2 milyon adet ekmek israfının olduğunu düşünürsek, israf, emek, açgözlülük konularında halkı eğitmek için çalışmalarda bulunmak
olarak anlattı Emine Hanım, anne şefkatine yakın üslubuyla ve 7/24 çalışma hayatını paylaşırken bizimle.
2 yaşında bir çocuğun günlük ihtiyacını karşılayan ekmek
Eskiden, Osmanlı zamanlarının görkemli saray günlerinde, eşsiz bir ekmek yapılırmış. Bu ekmeğin bir dilimi, 2 yaşındaki bir çocuğun günlük beslenme ihtiyacının tümünü karşılarmış. Bu rivayeti bize aktaran Emine Hanım, ekmeğin, temel bir gıda olmanın ötesinde, kutsallığını, emeğin değerini, israf edilen ekmeğin önlenebilse, yoksulluğun dahi çözümü olabileceğini anlatıyor. İstanbul Halk Ekmek, tüm bu misyonları üzerinde taşırken, modern üretim tekniklerini de kullanarak AR-GE laboratuarında kendi çalışanlarının geliştirdiği çöl-yak hastaları için glutensiz ekmek, tuzsuz ekmek gibi ürünleri de seri üretimine dahil ederek 35 farklı ürünü 3 büyük fabrikada üretiyor.
Sözleşmeli Organik Tarım Projesi
İstanbul’un ekmek ihtiyacının yaklaşık %15’ini karşılayan IHE’nin, biz FSD üyeleri için alkış tutulacak projesi ise bir sosyal destek projesi olarak 5 sene önce başlatılan Sözleşmeli Organik Tarım Projesi. IHE yetkilisinin, ancak memleket sevgisi, insan sevgisiyle mümkün olabilecek bir özveriyle, 10 doğu ilimizde (Artvin, Ağrı, Bingöl, Bayburt, Erzurum, Erzincan, Ardahan, Kars, Muş, Sivas) gerçekleştirdiği denetimler ve alım süreçlerinin oluşturulması sonucu, organik üretilen buğdayın toplanması, parmakla gösterilecek kadar azalan taş değirmenlerde öğüttürülerek fabrikaya ulaştırılması ve %100 doğal ekşi maya ile seri olarak organik ekmek üretimine dönüştürülmesi projenin esasını oluşturuyor. Bu proje kapsamında güdülen amaçlar arasında:
* Organik üretim yapan çiftçinin teşvik edilmesi, üretimin piyasanın alım dengelerinden etkilenmeksizin sürekli hale getirilmesi
* Organik un ve organik ekmek üretiminin piyasada teşvik edilmesi
* Yerel tohumların korunması, tescillenmesi
* Taş değirmenlerin aktif hale getirilmesi,
* Ekmekle gelebilecek sağlık ve doğru beslenme konularına vurgu yapılabilmesi
* Geleneksel değerlerin korunması, sürdürülmesi, yok olmaması
hedefleri var.
Hepimiz son derece etkileniyoruz. Projenin temsil ettiği değerlerin sürdürülmesi, desteklenmesi için ne yapılabilir sorusunu tartışıyoruz. Talebin artması, tüketicinin bilgilendirilmesi, reklam/tanıtım işlerinin ciddiye alınması, üretilen ekmeğin kalitesinin detaylı anlatılması hep üzerinde konuştuğumuz konular. Yine de, IHE yetkilileri ekliyor: “bu proje bir sosyal destek projesi. Karlılık durumu projeye engel değil. İstanbul Halk Ekmek projesinin tümü aslında, karlılık hedefinin en üst sırada olduğu bir proje değil. Aksine, amaç üreticiyi olduğu kadar tüketiciyi desteklemek, piyasa dengesini oluşturmak ve tüketici haklarını gözetmek”
Her birimize hediye edilen fırından taze çıkmış organik ekmeklerimizle birlikte ve projenin 5+5 sene sürdürülebilineceği temenni ve umuduyla gezimizi noktalıyoruz. Gözlerimizin hafızasına kaydettiğimiz kocaman hamur karma makineleri, dayanılmaz sıcaklıkta pişirme fırınları, mayalanma tankları ve paketleme bantlarıyla sessizce çalışan 15.000 m2 lik gururumuz tesis, zihnimiz üzerinde günlerce etkisini yitirmiyor.
Tam bir senedir, marketlerde, kiosklarda bu ekmegi arıyorum, taze lezzetli unlarını almak için yolumu Metrocity’deki dükkanına düşürüyorum.
Tüketici olarak beni doğru bir alternatifle tanıştıran, farkındalığımı üst noktalara taşıyan bir geziydi. İyi ki varız FSD dedirten…
Şimdi, durdurulduğu açıklanan proje, bu proje, işte. Neden diyorum içimden, her iyi şeyin bir sonu var. İçimden geçirmekle kalmıyorum, Fikir Sahibi Damaklar yazışma grubumuzda tartışıyoruz ve tüketici hatlarını kullanarak bu sorumuzu İstanbul Halk Ekmek’e yöneltiyoruz. Cevap: Sözleşmeli Organik Tarım Projesinin hedefi, organik üretim yapan çiftçinin teşvik edilmesi, ve sürdürülebilir bir üretime geçmelerinin sağlanması idi. Kabaca IHE diyor ki, “misyonumuzu tamamladık”. Bundan sonra da, organik üretime devam edeceğiz. Ama sözleşme kapsamında değil, ihtiyacımız olduğu kadar, ve talep geldiği kadar.
Sevgili dostlar,
tüketici olarak bu projenin değerini görmeli ve bilmeliyiz. Bu projenin sözleşmelerle garanti olup olmaması bizim ihtiyacımızı belirlemez. Bizim ihtiyacımız, iyi, temiz, adil olandır. IHE’nin organik ekmek ve un üretimi iyi, temiz, adildir. Tercih etmeye, talep etmeye devam ettiğimiz sürece raflarda yerini korumaya devam edecektir. 5 sene boyunca yerel tohumlarla organik buğday üreten üreticiye sahip çıkmak için, tercihimizi bu ekmekten, bu undan yana kullanalım. Hem kiosklarda, hem IHE’nin tüketici hatlarında bu ekmeği ve organik unları talep etmeye devam edelim. Tüm ekmek üreticilerinden aynı kaliteyi talep edelim.
Tam bir sene önce, 2009 Şubat’ının başında, yaklaşık 10 kişi, Fikir Sahibi Damaklar olarak İstanbul Halk Ekmek tesislerini ziyaret ettik. O günlerin taze üyelerindendim ve gruptan yazılarını takip ettiğim efsane isimlerle ilk kez yüz yüze geleceğim için oldukça heyecanlanmıştım. Defne Koryürek, Aylin Tan, Ayfer Yavi ve toplantıya sonradan katılan Ahmet Örs katılanlar arasındaydı ve benim için iş-güç-yağmur-çamur demeden tek yol bu kısa geziye katılmaktı. Heyecanım, bizi sıcacık karşılayan Emine Hanım ve ekibinin heyecanıyla bastırıldı.
İçeri girer girmez fırından yeni çıkmış ekmek kokusu
Geçenlerde twitter’da fikir bildirdik arkadaşlarla, vatanseverlik nedir, bu duygu nereden gelir, diye… Benim için, vatanseverlik, ekmek kokusudur. Sıcacık ekmeğin ucundan azıcık koparıp, içinizden annenizin “cık,cık” diyen sesini duyabilmek, evin bildik yolunu hiç düşünmeden ayaklarınızın bulduğu, ait olduğunuz sokaklarda size ait bir kokuyla aheste aheste yürüyebilmektir, vatanseverlik. Sıcak ekmeği yeni fırınından çıkarmış bir fırının yanından bir daha hiç geçemeyeceksin deseler, bu gurbet olurdu, yoksunluk olurdu benim için, istemezdim.
İstanbul Halk Ekmek, işte hepimiz için bu duygunun adeta timsali. Koridorlarında dolaşırken iliklerinize kadar kokladığınız ekmek kokusu, bunun ispatı. 1978’de kurulduğu günden bu yana misyonlarını:
A) Ekmekte standardı oluşturmak, sağlık ve hijyen konusunda girişim örneği oluşturmak
B) Fiyatların belirlenmesinde düzenleyici rolü oynamak
C) İstanbul’da, bugün, günde ortalama 2 milyon adet ekmek israfının olduğunu düşünürsek, israf, emek, açgözlülük konularında halkı eğitmek için çalışmalarda bulunmak
olarak anlattı Emine Hanım, anne şefkatine yakın üslubuyla ve 7/24 çalışma hayatını paylaşırken bizimle.
2 yaşında bir çocuğun günlük ihtiyacını karşılayan ekmek
Eskiden, Osmanlı zamanlarının görkemli saray günlerinde, eşsiz bir ekmek yapılırmış. Bu ekmeğin bir dilimi, 2 yaşındaki bir çocuğun günlük beslenme ihtiyacının tümünü karşılarmış. Bu rivayeti bize aktaran Emine Hanım, ekmeğin, temel bir gıda olmanın ötesinde, kutsallığını, emeğin değerini, israf edilen ekmeğin önlenebilse, yoksulluğun dahi çözümü olabileceğini anlatıyor. İstanbul Halk Ekmek, tüm bu misyonları üzerinde taşırken, modern üretim tekniklerini de kullanarak AR-GE laboratuarında kendi çalışanlarının geliştirdiği çöl-yak hastaları için glutensiz ekmek, tuzsuz ekmek gibi ürünleri de seri üretimine dahil ederek 35 farklı ürünü 3 büyük fabrikada üretiyor.
Sözleşmeli Organik Tarım Projesi
İstanbul’un ekmek ihtiyacının yaklaşık %15’ini karşılayan IHE’nin, biz FSD üyeleri için alkış tutulacak projesi ise bir sosyal destek projesi olarak 5 sene önce başlatılan Sözleşmeli Organik Tarım Projesi. IHE yetkilisinin, ancak memleket sevgisi, insan sevgisiyle mümkün olabilecek bir özveriyle, 10 doğu ilimizde (Artvin, Ağrı, Bingöl, Bayburt, Erzurum, Erzincan, Ardahan, Kars, Muş, Sivas) gerçekleştirdiği denetimler ve alım süreçlerinin oluşturulması sonucu, organik üretilen buğdayın toplanması, parmakla gösterilecek kadar azalan taş değirmenlerde öğüttürülerek fabrikaya ulaştırılması ve %100 doğal ekşi maya ile seri olarak organik ekmek üretimine dönüştürülmesi projenin esasını oluşturuyor. Bu proje kapsamında güdülen amaçlar arasında:
* Organik üretim yapan çiftçinin teşvik edilmesi, üretimin piyasanın alım dengelerinden etkilenmeksizin sürekli hale getirilmesi
* Organik un ve organik ekmek üretiminin piyasada teşvik edilmesi
* Yerel tohumların korunması, tescillenmesi
* Taş değirmenlerin aktif hale getirilmesi,
* Ekmekle gelebilecek sağlık ve doğru beslenme konularına vurgu yapılabilmesi
* Geleneksel değerlerin korunması, sürdürülmesi, yok olmaması
hedefleri var.
Hepimiz son derece etkileniyoruz. Projenin temsil ettiği değerlerin sürdürülmesi, desteklenmesi için ne yapılabilir sorusunu tartışıyoruz. Talebin artması, tüketicinin bilgilendirilmesi, reklam/tanıtım işlerinin ciddiye alınması, üretilen ekmeğin kalitesinin detaylı anlatılması hep üzerinde konuştuğumuz konular. Yine de, IHE yetkilileri ekliyor: “bu proje bir sosyal destek projesi. Karlılık durumu projeye engel değil. İstanbul Halk Ekmek projesinin tümü aslında, karlılık hedefinin en üst sırada olduğu bir proje değil. Aksine, amaç üreticiyi olduğu kadar tüketiciyi desteklemek, piyasa dengesini oluşturmak ve tüketici haklarını gözetmek”
Her birimize hediye edilen fırından taze çıkmış organik ekmeklerimizle birlikte ve projenin 5+5 sene sürdürülebilineceği temenni ve umuduyla gezimizi noktalıyoruz. Gözlerimizin hafızasına kaydettiğimiz kocaman hamur karma makineleri, dayanılmaz sıcaklıkta pişirme fırınları, mayalanma tankları ve paketleme bantlarıyla sessizce çalışan 15.000 m2 lik gururumuz tesis, zihnimiz üzerinde günlerce etkisini yitirmiyor.
Tam bir senedir, marketlerde, kiosklarda bu ekmegi arıyorum, taze lezzetli unlarını almak için yolumu Metrocity’deki dükkanına düşürüyorum.
Tüketici olarak beni doğru bir alternatifle tanıştıran, farkındalığımı üst noktalara taşıyan bir geziydi. İyi ki varız FSD dedirten…
Şimdi, durdurulduğu açıklanan proje, bu proje, işte. Neden diyorum içimden, her iyi şeyin bir sonu var. İçimden geçirmekle kalmıyorum, Fikir Sahibi Damaklar yazışma grubumuzda tartışıyoruz ve tüketici hatlarını kullanarak bu sorumuzu İstanbul Halk Ekmek’e yöneltiyoruz. Cevap: Sözleşmeli Organik Tarım Projesinin hedefi, organik üretim yapan çiftçinin teşvik edilmesi, ve sürdürülebilir bir üretime geçmelerinin sağlanması idi. Kabaca IHE diyor ki, “misyonumuzu tamamladık”. Bundan sonra da, organik üretime devam edeceğiz. Ama sözleşme kapsamında değil, ihtiyacımız olduğu kadar, ve talep geldiği kadar.
Sevgili dostlar,
tüketici olarak bu projenin değerini görmeli ve bilmeliyiz. Bu projenin sözleşmelerle garanti olup olmaması bizim ihtiyacımızı belirlemez. Bizim ihtiyacımız, iyi, temiz, adil olandır. IHE’nin organik ekmek ve un üretimi iyi, temiz, adildir. Tercih etmeye, talep etmeye devam ettiğimiz sürece raflarda yerini korumaya devam edecektir. 5 sene boyunca yerel tohumlarla organik buğday üreten üreticiye sahip çıkmak için, tercihimizi bu ekmekten, bu undan yana kullanalım. Hem kiosklarda, hem IHE’nin tüketici hatlarında bu ekmeği ve organik unları talep etmeye devam edelim. Tüm ekmek üreticilerinden aynı kaliteyi talep edelim.
-Banu ERGİN
Şubat 04, 2010

sevgili dostlarım,
yüzdük yüzdük, işin kuyruğuna geldik!
:)
yan sütunda 15 Şubat Pazartesi ve 21 Şubat Pazar günleri !f İstanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali kapsamında gerçekleştireceğimiz, nam-i diğer "büyüteç" etkinliğinin basın bültenini görüyorsunuz.
detaylı bilgi www.fikirsahibidamaklar.org/basin/ link'indeki basın dosyasında ilginizi bekliyor.. göz atmanızı rica ediyorum.
gıdadaki kirlenmenin özellikle ve öncelikle GDO üzerinden konuşulduğu bugünlerde, kavradığımız yegane gerçek: meselenin mevzuata bırakılamayacak kadar önemli olduğu oldu. gıdamıza, herkesten önce biz tüketici sahip çıkmak mecburiyetindeyiz.
bu amaçla kurguladığımız kampanyamıza bugüne kadar destek veren tüm dostlarımıza huzurunuzda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum: gönüllerinin bereketi, kampanyamıza yansıdı!
şimdi, bütün mesele bu kampanyayı yaymakta!
hadi!
bir omuz daha rica ediyorum :))))
eşe, dosta, herkese yayın, lütfen: Fikir Sahibi Damaklar, "Etiket Hafiyeleri"ni iş başına çağırıyorlar!
sevgilerimle,
D.
Şubat 02, 2010
Süt üreticileri desteğimizi bekliyor:
Sevgili süt ve süt ürünleri tüketicilerimiz.
Yayın hayatına girdiğimiz 23 Ocak 2009 tarihini geride bırakırken artık çiğ süt üreticileri google grubu olarak ulaştığımız sayı , bir çok google grubu moderatörleri ve üyeleri, Tüketici Dernekleri, annelerin, gençlerin, verdikleri ve verecekleri destek ile süt ve süt ürünlerinde süt tozu kullanımının tüketicilerin tercihinde olması için süt ve süt ürünleri ambalajlarında "süt tozundan"veya "çiğ sütten imal edilmiştir" yazılarının okunaklı bir şekilde yazılması için yasal bir başvuru kampanyası başlatmış bulunmaktayız.
Gerekçelerimiz :
1- Süt tozundan Çin’ de çocuk ölümleri meydana gelmiştir.
2- Avrupa Birliği Ülkelerinden Fransa’nın bir başka ülkeye ihraç ettiği süt tozunda insan sağlığına aykırı bakteri tesbit edilmiştir.
3- Çiğ Sütten yapılan süt ve süt ürünlerindeki besin değerleri ile Süt tozundan yapılan süt ve süt ürünlerindeki besin değerleri aynı özelliklerde değildir.
4- Süt tozunun yapımı esnasında , uzun süre dayanıklığı için katkı maddeleri katılmaktadır.
5- Bu talebimiz asıl amacı Ülkemiz insanlarına ve gelecek nesillere sağlıklı ve besin değerini en yüksek düzeyde ulaştırılmasıdır.
Tüm bu sebeplerle süt tozundan süt ve süt ürünleri tüketmenin tüketicinin tercihinde olmasını gerekmektedir.
Süt ve süt ürünlerinin başlıca iki temel hammaddesi vardır. Birincisi çiğ süttür ikincisi süt tozudur. Çiğ Süt esas bir hammaddedir. Süt tozu ise ikame bir hammaddedir.
Süt ve süt ürünleri bir gıdadır. Gıdalarda hammaddenin gıda ambalajları üzerine yazılması yasal bir mecburiyettir
Ekteki örnek word dökümanına mutlaka TC. Kimlik numaranızı ve adresinizi de yazınız ;
Word dökümanını doldurduktan sonra word dökümanınızı kopyalayıp e mail sayfanıza yapıştırıp;
alo174@tarim.gov.tr adresine lütfen gönderiniz.
Gönderim yapıldıktan sonra size gelecek başvuru numarasını caparkanat@gmail.com adresine gönderiniz.
Sevgili süt ve süt ürünleri tüketicileri;
Kendimize ,gençlerimize, çocuklarımıza,bebeklerimize ve gelecek nesillerimize bir iyilik edelim. Sadece bir kaç dakikamızı ayırmak zahmetine katlanalım.
Bu mail size ulaşmadan önce ilk başvurumu yapmış bulunuyorum
Saygılarımla
Çapar Kanat
Çiğ Süt üreticileri grubu
Çiğ süt üreticisi- Çiftçi
Çiğ süt üreticileri google grup adresi: http://groups.google.com.tr/group/cigsutureticileri
Yayın hayatına girdiğimiz 23 Ocak 2009 tarihini geride bırakırken artık çiğ süt üreticileri google grubu olarak ulaştığımız sayı , bir çok google grubu moderatörleri ve üyeleri, Tüketici Dernekleri, annelerin, gençlerin, verdikleri ve verecekleri destek ile süt ve süt ürünlerinde süt tozu kullanımının tüketicilerin tercihinde olması için süt ve süt ürünleri ambalajlarında "süt tozundan"veya "çiğ sütten imal edilmiştir" yazılarının okunaklı bir şekilde yazılması için yasal bir başvuru kampanyası başlatmış bulunmaktayız.
Gerekçelerimiz :
1- Süt tozundan Çin’ de çocuk ölümleri meydana gelmiştir.
2- Avrupa Birliği Ülkelerinden Fransa’nın bir başka ülkeye ihraç ettiği süt tozunda insan sağlığına aykırı bakteri tesbit edilmiştir.
3- Çiğ Sütten yapılan süt ve süt ürünlerindeki besin değerleri ile Süt tozundan yapılan süt ve süt ürünlerindeki besin değerleri aynı özelliklerde değildir.
4- Süt tozunun yapımı esnasında , uzun süre dayanıklığı için katkı maddeleri katılmaktadır.
5- Bu talebimiz asıl amacı Ülkemiz insanlarına ve gelecek nesillere sağlıklı ve besin değerini en yüksek düzeyde ulaştırılmasıdır.
Tüm bu sebeplerle süt tozundan süt ve süt ürünleri tüketmenin tüketicinin tercihinde olmasını gerekmektedir.
Süt ve süt ürünlerinin başlıca iki temel hammaddesi vardır. Birincisi çiğ süttür ikincisi süt tozudur. Çiğ Süt esas bir hammaddedir. Süt tozu ise ikame bir hammaddedir.
Süt ve süt ürünleri bir gıdadır. Gıdalarda hammaddenin gıda ambalajları üzerine yazılması yasal bir mecburiyettir
Ekteki örnek word dökümanına mutlaka TC. Kimlik numaranızı ve adresinizi de yazınız ;
Word dökümanını doldurduktan sonra word dökümanınızı kopyalayıp e mail sayfanıza yapıştırıp;
alo174@tarim.gov.tr adresine lütfen gönderiniz.
Gönderim yapıldıktan sonra size gelecek başvuru numarasını caparkanat@gmail.com adresine gönderiniz.
Sevgili süt ve süt ürünleri tüketicileri;
Kendimize ,gençlerimize, çocuklarımıza,bebeklerimize ve gelecek nesillerimize bir iyilik edelim. Sadece bir kaç dakikamızı ayırmak zahmetine katlanalım.
Bu mail size ulaşmadan önce ilk başvurumu yapmış bulunuyorum
Saygılarımla
Çapar Kanat
Çiğ Süt üreticileri grubu
Çiğ süt üreticisi- Çiftçi
Çiğ süt üreticileri google grup adresi: http://groups.google.com.tr/group/cigsutureticileri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



