Ocak 30, 2010


yarın topraklarıma GDO ekildiğine tanık olmaktansa,

Hindistan'la birlikte oruç tutarım, bugünden!

Ocak 18, 2010

En son ne zaman bir balıkçıya girip balık aldınız bilmiyorum, ama, bu yıl tezgahlarda lüfer bulunmadığı, bulunduğunda da bebek boyutta lüferin tane fiyatının 20-25 tl olduğunu görmüş olmalısınız. Zira lüferin soyu tükeniyor. Torik, palamut, kefal zaten bir hayal. Boğaz'ın balıkları değillermiş hiç gibi, uzak diyarlardan geliyorlar. Karadeniz'de de ne kılıç var artık, ne orkinos, ne de uskumru... Boğaz'daysa istakoz, midye ve tarak eski bir zamanın puslu hikayelerinden öte değiller.

Lüfer de gittiğinde, hatırlanacak ne kalacak Boğaz'ın lezzetlerinden?

Ahbap olduğunuz işletmelerle konuşun, balıkçınızla konuşun. Lüfer neden yok, öğrenin.. Çocuklarınıza soyu tükenen bu balığın lezzetini; yokolanı tüketmeninse açgözlülük olduğunu anlatın. Lüferin soyunu korumanın gurur meselesi olduğunu söyleyin, ve bu uğurda yemeyeceğiniz balıkları tanıtın onlara. Etraflarında akan suyun renginden başka değeri olduğunu gösterin. Tüketici olmakla yetinmelerine izin vermeyin çocuklarımızın, sürdürülebilir bir tüketimi destekleyin: lüferle başlayın.

Neticede, lüfere İstanbullu sahip çıkmayacaksa, kim çıkacak! Di mi?