Kasım 16, 2009
Kasım 15, 2009
Kasım 13, 2009
Friends of Earth International'dan 10 yıllık pek yerinde bir özet:
genetically modified crops
a decade of failure (1994-2004)
![]() | ![]() | ![]() |
- genetic engineering a radical new technology
- flavr savr tomato goes rotten
- gm crops spread like wildfire
chapter two: the seeding of global opposition
- environmental, health and socioeconomic concerns
- europe says ‘no' to gmos
- gm potatoes mashed in georgia and the ukraine
- bolivian farmers refuse gm potatoes
- gmos in food aid cause global outrage
- southern africa rejects food aid in hunger crisis
- croatia, bolivia and sri lanka receive trade threats
- force-feeding europe eu and us launch trade war
- the tarnished record of golden rice
- monsanto's wheat dreams deferred
- people vs. monsanto in colombian cotton fight
broken promises and unsustainable agriculture
- uncontrolled contamination in the united states
- argentina shows gm does not ‘feed the world'
- corporate control of seeds in canada
- monsanto kicked out of south sulawesi, indonesia
- secrecy, suspicion and failure linked to gm corn in spain
- contamination in corn's mexican birthplace
- uk field trials show mixed results
- india 's rotten experience with gm cotton
Kasım 11, 2009
Millet! Vekil'ini tanı!
GDO'ların yasaklanması amacıyla internet bazlı bir kampanya yürüten Fikir Sahibi Damaklar üyeleri 26 Ekim sabahından beri İstanbul milletvekillerine mail üzerine mail yolladılar ve GDO'ların yönetilmesini değil, yasaklanmasını istediklerini belirttiler. 550 milletvekilinden Mersin milletvekili Vahap Seçer 27 Ekim günü, Ankara milletvekili Nesrin Baytok 30 Ekim günü ve İstanbul milletvekili Ahmet Tan da 2 Kasım günü birer soru önergesi vermişler.
Biz İstanbul'dan seslenir ve GDO'ya hayır derken bu sesimizi Ankara'ya taşıyan milletvekillerimizi de tanıma fırsatı buluyoruz. Teşekkürler Seçer, teşekkürler Baytok, teşekkürler Tan, oylarımızın hakkını verdiğiniz için.. Biyogüvenlik yasa tasarısına dair gözünüzü kulağınızı iyi açtığınızı umuyoruz, zira İstanbul'da bizler henüz basit bir kopyasını dahi okuyabilmiş değiliz.
* bu yerinde yakıştırma Gençlik Gıda Hareketi'nden Ceylan Çelikoğlu'na aittir..
Kasım 10, 2009
Öncelikle Fikir Sahibi Damaklar hiçbir zaman bilimi yadsımaz. Ancak, bilimin kapı açacağı "teknoloji"nin Atom Bombası'na sebep olabilmişliğinin ağırlığını vicdanlarımızda duymayı ihmal edersek, insanlık tarihi ve bu tarihten çıkartmamız gereken derslerin hakkını vermiş olmayacağımıza inanır.
İnsanlık tarihi meselelere ne sadece dini perspektiften ne de sadece bilimsel açıdan bakmamızın yeterli olmayacağının örnekleriyle doludur. Gene, insanlık tarihinin en önemli ve ortak masal, destan ve hikayelerinde konunun "yaptığı tahribat nedeniyle cezalandırılan insanlık" olduğunu ve Nuh Tufanı'ndan başlayarak hepimizin "açgözlülük denilen insana dair zaafın, bir gün ama mutlaka Tanrı tarafından cezalandırılacağı" endişesini ruhumuzda taşıdığımızı hatırlamamızda fayda var. Vicdan, daima aklın yoldaşı olsun, dileriz. Zira Atom Bombası'nı bile isteye Hiroşima'nın üzerine bırakan ve ardından da gereği olmadığı halde, ama tümüyle deneme arzusuyla Nagazaki'ye Hidrojen Bombası'nı bırakabilen insanlığın yönetiminde bir bilim, pekala da yanıltıcı ve yok edici olabilmekte.
Fikir Sahibi Damaklar, bilim ya da para, herhangi bir kavramın insanlığın ali çıkarlarının bekçisi "iyi" "temiz" ve "adil"in önüne geçmesine karşı hassastır, o kadar.
Bu nedenle Yurtsan Atakan'ın "Teknoloji gerekirse Frankeştayn da yaratır" başlıklı bir önceki yazısını had safhada talihsiz bir uslup ve hayli yanıltıcı bir bakış olarak değerlendiriyoruz. Kendisine dair kelimelerimiz kaçınılmaz ve derin bir hayal kırıklığı taşıyor ve sarf ettiğimiz her kelimenin ağzımızda bıraktığı tatsız bir lezzet var. Üzgünüz.
Bununla beraber biliyoruz ki, değişim asla sancısız olmaz. Hepimizin birer birer "gıdanın elimizden alındığı"na uyandığı bugün, haliyle tatlı tatsız tartışmalar yaşanacak. Yurtsan Atakan'ın uslubunu takdir etmemekle beraber bu tartışmayı işin doğasından sayıyoruz.
Slow Food'un prensipleri arasında yer alan "iyi, temiz ve adil"in açgözlülüğü tenkid eden hemen tüm dinlerin ve felsefi söylemlerin temelindeki kavramlar olması Slow Food'un da bir din olduğu şeklinde vasat bir okuma olarak değil, insanlık maceramızın bize bıraktığı mirasın bu sıfatlarda gizli olması şeklinde yorumlanmalıdır. Bilimin teknolojiye dönüşümüne dair, bilginin nasıl değerlendirildiğine dair temkinli yaklaşımımız bizi teknofobik yapmayacağı gibi, insanın kendini yaratan ya da kendinden daha üstün bir varlığa duyduğu korku ve saygıyı yadsımıyor olmamız da yobaz yapmaz. Bu tarz dar kategorilerin vasat zihinleri manipule etmek için telaffuz edildiği inancındayız. Biz bu sayfaya kadar ulaşan okurun aklına ve vicdanına güvenmek taraftarıyız.
Aşağıda bulacağınız bilgiler Institute of Responsible Technology'nin sitesinden olduğu gibi aktarılmış olup yobazlığa düşmeksizin bilimsel verileri değerlendirme arzusundaki "taraflı değil" ancak "meraklı ve endişeli" bireyi muhattap almaktadır:
The Health Risks of GM Foods: Summary and Debate
This section summarizes the health risks of genetically modified foods and serves as a forum for a global discussion and debate. It is organized around the 65 main point summaries presented on the left side of the two-page spreads in Part 1 of Genetic Roulette. Each section linked below offers the opportunity for people to submit updates, corrections, challenges and responses. Before making a submittal, please review the full content in that section of the book.
Contents at a Glance:
Part 1: The Documented Health Risks of Genetically Engineered Foods
Section 1: Evidence of reactions in animals and humans.
1.1 GM Potatoes Damages Rats (see full content)
1.2 Rats Fed GMO Tomatoes got bleeding stomachs, several died
1.3 Rats Fed Bt Corn had multiple health problems
1.4 Mice Fed GM Bt Potatoes had intestinal damage
1.5 Workers exposed to Bt cotton developed allergies
1.6 Sheep died after grazing in Bt cotton fields
1.7 Inhaled Bt corn pollen may have triggered disease in humans
1.8 Farmers report pigs and cows became sterile from GM corn
1.9 Twelve cows in Germany died mysteriously when fed Bt corn
1.10 Mice fed Roundup Ready soy had liver cell problems
1.11 Mice fed Roundup Ready soy had problems with the pancreas
1.12 Mice fed Roundup Ready soy had unexplained changes in testicular cells
1.13 Roundup Ready Soy Changed Cell Metabolism in Rabbit Organs
1.14 Most offspring of rats fed Roundup Ready soy died within three weeks (see full content)
1.15 Soy allergies skyrocketed in the UK, soon after GM soy was introduced
1.16 Rats fed Roundup Ready canola had heavier livers
1.17 Twice the number of chickens died when fed Liberty Link corn
1.18 GM peas generated an allergic-type inflammatory response in mice
Section 2: Gene insertion disrupts the DNA and can create unpredictable health problems.
2.1 Foreign genes disrupt the DNA at the insertion site.
2.2 Growing GM crops using tissue culture can create hundreds or thousands of DNA mutations.
2.3 Gene insertion creates genome-wide changes in gene expression.
2.4 The promoter may accidentally switch on harmful genes.
2.5 The promoter might switch on a dormant virus in plants.
2.6 The promoter might create genetic instability and mutations.
2.7 Genetic engineering activates mobile DNA, called transposons, which generate mutations.
2.8 Novel RNA may be harmful to humans and their offspring.
2.9 Roundup Ready soybeans produce unintentional RNA variations.
Section 3: The protein produced by the inserted gene may create problems.
3.1 A gene from a Brazil nut carried allergies into soybeans.
3.2 GM proteins in soy, corn and papaya may be allergens.
3.3 Bt crops may create allergies and illness.
3.4 The Bt in crops is more toxic than the Bt spray.
3.5 StarLink corn’s built-in pesticide has a “medium likelihood” of being an allergen.
3.6 Pollen-sterilizing barnase in GM crops may cause kidney damage.
3.7 High lysine corn contains increased toxins and may retard growth.
3.8 Cooking high lysine corn may create disease-promoting toxins.
3.9 Disease-resistant crops may promote human viruses and other diseases.
Section 4: The foreign protein may be different than what is intended.
4.1 GM proteins may be misfolded or have added molecules.
4.2 Transgenes may be altered during insertion.
4.3 Transgenes may be unstable, and rearrange over time.
4.4 Transgenes may create more than one protein.
4.5 Weather, environmental stress and genetic disposition can significantly change gene expression.
4.6 Genetic engineering can disrupt the complex relationships governing gene expression.
Section 5: Transfer of genes to gut bacteria, internal organs, or viruses.
5.1 In spite of industry claims, transgenes survive the digestion system and can wander.
5.2 Transgene design facilitates transfer into gut bacteria.
5.3 Transgenes may proliferate in gut bacteria over the long-term.
5.4 Transgene transfer to human gut bacteria is confirmed.
5.5 GM foods might create antibiotic-resistant diseases.
5.6 The promoter can also transfer, and may switch on random genes or viruses.
5.7 If Bt genes transfer, they could turn our gut bacteria into living pesticide factories.
Section 6: GM crops may increase environmental toxins and bioaccumulate toxins in the food chain.
6.1 Glufosinate-tolerant crops may produce herbicide “inside” our intestines.
6.2 Herbicide-tolerant crops increase herbicide use and residues in food.
6.3 Tiny amounts of herbicide may act as endocrine disruptors.
6.5 Disease-resistant crops may promote new plant viruses, which carry risks for humans.
Section 7: Other types of GM foods carry risks.
7.1 Milk from rbGH treated cows may increase risk of cancer and other diseases.
7.2 Milk from rbGH-treated cows likely increases the rate of twin births.
7.3 Food additives created from GM microorganisms pose health risks.
Section 8: Risks are greater for children and newborns.
8.1 Pregnant mothers eating GM foods may endanger offspring.
Kasım 09, 2009
GDO’ya inat!
İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tahtalı Havzası’nda başlayıp Yarımada bölgesinde devam ettiği organik tarım çalışmalarına hız verdi. Organik tarımda “genetiği değiştirilmiş ürün ya da tohum” kullanımı, yasa ve yönetmeliklerce kesin ve açık bir şekilde yasaklanıyor.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Tarım, Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı Organik Tarım Birimi tarafından yürütülen organik tarım çalışmaları, Tahtalı Havzası’nın ardından Yarımada bölgesine de yaygınlaştırılmaya başlandı. Son olarak organik tarım ile ilgili bilgi ve eğitim vermek üzere Urla’da üreticilerle bir araya gelen İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, gündemin bir numaralı tartışma konusu olan “genetiği değiştirilmiş organizmalar” konusunda da üreticilere bilgi verdi. Genetiği değiştirilmiş gıdaların biyoçeşitlilik, sağlık ve ekolojik denge konularında tehlikeli olabileceği uyarısında bulunan Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, tüm bu soru işaretlerinden uzak durmak için en etkili yöntemin “organik tarım” olduğunu söyledi.
Üreticilerin organik tarıma geçiş yaparak, vatandaşların da organik ürün alarak bu tartışmalardan uzak kalmasının mümkün olduğunu söyleyen Büyükşehir Belediyesi uzmanları, “Organik tarım yasa ve yönetmelikleri, genetiği değiştirilmiş ürün ya da tohum kullanımını kesin ve açık bir şekilde yasaklamıştır. Organik tarım metodu ile yetiştirilen ürünler, herhangi bir kimyasal ilaçlama yapılmadan ve tamamen kendi doğal ortamında, sağlıklı olarak yetişmektedir” belirttiler.
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin gen (tohum) kaynaklarının korunmasına yönelik Gen (Tohum) Bankası Projesi çalışmaları da halen devam ediyor.
İZKA projesi
“Sosyo-ekonomik kalkınma için sürdürülebilir bir örnek: Yarımada’da organik tarım” isimli proje; İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İZKA Sosyal Kalkınma Mali Destek programı çerçevesinde, İzmir Tarım İl Müdürlüğü, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) ve Ege Üniversitesi işbirliğinde yürütülüyor. Bu kapsamda Urla’da ve Seferihisar’da çiftçilerle çeşitli toplantılar yapan ve organik tarım hakkında bilgiler veren Büyükşehir Belediyesi yetkilileri organik tarımın önemini anlatan toplantılarına önümüzdeki günlerde de devam edecek.
Büyükşehir’in organik tarım çalışmaları
1 İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarlalarda üretilen ürünlerde hiçbir kimyasal maddenin kullanılmaması ve kentin önemli içme suyu kaynaklarına sahip olan Tahtalı Havzası’nın kirletilmeden korunması amacıyla, Havza genelinde “organik tarım”ı yaygınlaştırmak için yoğun çalışmalar sürdürülüyor.
2 Efemçukuru Havzası’nda “İzmir Enfesi” türü üzüm yetiştirilmesi için çalışmalar devam ediyor.
3 Tahtalı Havzası’ndaki çiftçilere yönelik toprak ve yaprak analizi yaptırılıyor.
4 Tahtalı Havzası’nda bağ çubuğu başta olmak üzere organik tarım amaçlı meyve-zeytin fidanları dağıtımı hedefleniyor.
5 Organik tarım yapan çiftçilere ücretsiz danışmanlık yapılıyor.
6 Organik tarım yapan üreticiler ile alıcıların buluşturulması için çeşitli çalışmalar hayata geçiriliyor. Bu kapsamda önümüzdeki süreçte “organik ürün pazarı” kurulması amaçlanıyor.
7 “Sosyo-ekonomik kalkınma için sürdürülebilir bir örnek: Yarımada’da organik tarım” isimli proje; İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından İZKA Sosyal Kalkınma Mali Destek programı çerçevesinde, İzmir Tarım İl Müdürlüğü, Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) ve Ege Üniversitesi işbirliğinde yürütülüyor.
bu bilgiyi bizlere ileten sevgili dostumuz, SF Tr/İzmir Bardacık konviviyumu kurucu lideri Nedim Atilla'ya teşekkürlerimizle..
Kasım 08, 2009
bir kampanya da Sinek Sekiz'den bakın, ne öneriyorlar:"GENETİĞİYLE OYNANMAMIŞ, YAŞADIĞI YERE EN İYİ UYUMU SAĞLAMIŞ VE BİR EKOSİSTEMİN PARÇASI OLAN YEREL VE DOĞAL BİTKİLERİN TOHUMLARINI TOPLAYIN , SAKLAYIN VE EKİM ZAMANI GELDİĞİNDE YENİDEN TOPRAKLA BULUŞTURUN. GDO’LARA İNAT YEREL TOHUMLARINIZI SAHİPLENİN!
Yukarıdaki logoyu alıp kullanabilirsiniz; bloglarınıza ekleyip, facebook resmi yapmak serbest, ne kadar dolaşımda olursa o kadar iyi aslına bakarsanız.
Tohum pakedi için ihtiyacınız olan şablon ise sağ kolondaki “Alın-Kullanın-Yayın” albümünde. Oldukça kolay olan yapılışı ise şöyle:
Şablonu bastırın (A4 boyutundaki bir sayfaya iki adet şablon sığıyor) En dıştaki çizgileri takip ederek kesin, noktalı kısımlardan katlayın ve alt kısmını zımbalayın. İçine şahane tohumlarınızı koyduktan sonra bitkinin adını ve kaynağını yazmayı unutmayın.
* burçe beril tuzcu’ya bize ilham verdiği için teşekkür etmek isteriz."
evet, ne duruyorsunuz?Kasım 06, 2009
...ve diyoruz ki: bize katılın, GDO orucu tutun.
Yönetmelik ne derse desin, üzerinde GDO'suz yazanı arayın ya da organik ürünü tercih edin.
Düşünün ki raflardaki onca gıdaymış gibi yapan ürün siz satın almazsanız karlılığını yitirecek. Düşünün ki, gıdaymış gibi yapan onlarca kavanoz, kutu ve şişe siz satın almadığınızda üretenlerine birer zarar olarak geri dönecek.
Cebinizdeki o binbir güçlükle kazandığınız paranın alım gücüne güvenin.
Onu gerçek gıdaya yatırın.
Kasım 05, 2009
GDO İLE İLGİLİ YÖNETMELİĞE DAVA AÇILMASI İLE İLGİLİ
BASIN AÇIKLAMASI
Değerli Basın Mensupları;
İnsan sağlığını hiçe sayan, bir milletin 100 yıl sonraki nesillerine bile zarar verecek olan bir yönetmeliğin iptali için dava açtık.
Tüm dünyada Frekeştayn gıda olarak adlandırılan GDO’lu gıdalar, domatese soğuğa dayanıklı olması için balık geni yerleştirilmesi gibi tuhaflıkları içinde barındıran ürünlerdir. Ürünün sağlamlığının ve büyüklüğünün insan sağlığına tercih edildiği bu gıdalar insanlarda antibiyotiklere karşı dayanıklılık oluşmasına neden olmakta, alerji gibi rahatsızlıklara yol açmaktadır. Ayrıca birçok bilim adamı bu ürünlerin böbrek yetersizliğine ve kısırlığa neden olduğunu da ifade etmektedir. Bu GDO’lu ürünlerin faydası bol para kazandırdığı küresel sermayeye sahip büyük şirketleredir.
Ortada böyle bir durum varken Tarım Bakanlığı bu yönetmelikle milletin sağlığını tehlikeye atmıştır. Yönetmelikte GDO’lu gıdayı üreten ve dağıtımını yapan şirketlerin bu ürünlerde sağlığı etkileyecek bir durum olursa gerekli tedbirleri almak zorunda olduğu, tüketiciyi bilgilendireceği ve ürünü piyasadan çekeceği ifade edilmiştir. Yani her şey ürünü satan, bundan ticari kazanç elde eden şirketin insafına kalmıştır.
Dünyada en az rastlanacak durumdan birisi de ürünü satanın benim ürünüm kötü, sağlıksız demesidir. Bunun içindir ki yıllarca Sağlık Bakanlığı gıda denetimi yapmış, sonrada bu yetki Tarım Bakanlığı’na devredilmiştir. Yani hiçbir zaman şirketlerin insafına bırakılmamıştır. Ama bu yönetmelik GDO’lu gıdalarda buna imkan vermiştir.
Bu yönetmelikte GDO’lu ürünlerin, bebek mamalarında ve küçük çocuklarının ek besininde kullanımı yasaktır denilmektedir. Bu, bebeklerin dışındakiler kullansın anlamına gelir. GDO bebeğin mamasında olmayacak ama ona süt veren annesinin gıdasında olacaktır. Bu nasıl bir ayrımdır? Bebekken yeme sonra ye diyebilmek nasıl bir korumadır? anlamak mümkün değildir. Ayrıca yönetmelikte “GDO’suz ürünlerin etiketinde ürünün GDO’suz olduğuna dair ifadeler bulunamaz.” denilerek insanların en doğal haklarından biri olan ne yediğini bilmek hakkı ellerinden alınmaktadır. GDO’suz ürün satılıyorsa bunun ne sakıncası vardır ki bu özelliği ambalajında belirtilmesin. Yoksa böyle yapılarak GDO ürünlerin pazarlanmasındaki sorunlar aşılmak mı istenmektedir? Bu yönetmelik küresel sermayenin zararının önüne geçmeyi mi amaçlamaktadır? GDO’lu gıda ihraç eden çok uluslu şirketlerin mi talepleri dikkate alınmaktadır? Tarım Bakanlığı bu işin ticari satışında ve küresel sermayenin kar etmesinde değil sağlık açısından denetim yönünde olmalıdır.
Kıymetli Basın Mensupları;
Türk Sağlık-Sen olarak sağlığımız tehdit eden bu yönetmeliğin derhal iptal edilmesini Tarım Bakanlığı’ndan talep ediyoruz. Bu konudaki hukuki girişimimizi de yaparak Danıştay’da bu yönetmeliğin iptali için dava açtık. Bu konu önemlidir ve acele edilmesi gerekir. Milletin sağlığı ile oynanmasına asla izin vermeyeceğiz. Sokaktaki vatandaşlarımızın büyük bir bölümünün karşı olduğu ama bu yönetmelikle birlikte korunmak içinde çaresiz bırakıldığı GDO’lu gıdalara karşı milletimiz için mücadele edeceğiz. Danıştay’ın bu yönetmelikle ilgili milleti sevindirecek bir karara imza atacağını ümit ediyorum.
Hepinize teşekkür ediyor , saygılar sunuyorum.
Ali BAĞDAT
Türk Sağlık Sendikası Çankırı Şube Başkanı
Tüketici Örgütleri Federasyonundan Milletvekillerine Açık Mektup
1990 lı yıllardan bu yana insanlığın yaşamına sokulmaya başlanan “GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların” bilim insanlarının yaptığı araştırmalar, deneyler ve analizler sonucunda, bakteri genlerinin aktarıldığı organizmaların doğal çeşitliliğe verdikleri zararlar sonucu yeni (Frankeştayn) canavarların ortaya çıkmasına neden olduğu görülmüştür. GDO’lu ürünlerin temel sakıncalarının bir başka yanı da insan/hayvan sağlığına ve çevreye karşı olumsuz etkileridir. GDO’lu ürünlerin tüketiminde insan ve hayvanda toksik (zehir) ya da allerjik etki yapması, antibiyotiklere karşı direnç oluşturması, doğrudan alım durumunda ise insan ve hayvan bünyesindeki mikroorganizmalarla birleşme ihtimali gibi önemli sağlık riskleri ortaya çıktığı bilim insanlarınca ifade edilmektedir. (Brezilya fındığının bir genine sahip olan transgenik soya fasulyesinin, fındığa alerjisi olanlarda alerjiye neden olduğu bilim insanları tarafından yapılan tespitlerden biridir..) GDO’yla ilgili önemli bir başka kaygıda, aktarılmış genlerin doğal bitki türüne atlayarak, bulundukları çevredeki doğal türlerde biyoçeşitliliğin kaybına neden olmaları ile yabani türlerin doğal yapılarında sapmalara neden olmaktadır. Ekosistemdeki tür dağılımını ve dengeleri bozan GDO lu tohumlar kısırdır. Bu kısır tohumların ekiminin tarımda ilaç kullanımını azalttığı, verimi artırdığı ve yaklaşımı ise gerçekleri yansıtmamaktadır. GDO’lar iddia edildiği gibi açlığa çare de değildir,
Sayın Milletvekili;
Bilindiği gibi 02.Haziran.2009 tarihinde Biyogüvenlik yasa tasarısı bakanlar kurulunun imzasına açılmış olup, bu süreç tamamlanmadan Ekim/2009 da Tarım Bakanlığı tarafından “GIDA VE YEM AMAÇLI GENETİK YAPISI DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR VE ÜRÜNLERİNİN İTHALATI, İŞLENMESİ, İHRACATI, KONTROL VE DENETİMİNE DAİR YÖNETMELİK” Resmi Gazetede yayınlatılarak uygulamaya sokulmuştur.
Gıda ve yem kanunlarına dayanak yapıldığı belirtilen bu yönetmeliğin isminden de anlaşıldığı gibi GDO ların ülkeye girişini düzenleyen bir yönetmelik olduğu, özünde de atıf yapılan kanunlarla bir ilintisi olmadığı açıktır.
Yönetmelikte, İnsan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin son derece zararlı olmasına dikkat çekilmiş olması ile, GDO lu ürünlerin, bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılmasının yasak olduğunun belirtilmesi, yıllardır ifade ettiğimiz GDO ların zararları gerçeğinin resmi ağızlardan itiraf edildiğinin göstergesi olmuştur.
GDO ların sakınca ve zararlarının kamu otoriteleri tarafından kabul edilmesine karşın, başta mısır, soya, kanola, pamuk olmak üzere tüm GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların ülkemize girişine izin verilmesi anlaşılır gibi değildir. Gerçekler Tüketicilerden saklanmaktadır. Asıl sorun, GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların zararlarına dikkat çekilmesine karşın, GDO ların ülkemize girişinin serbest bırakılması ya da şartlı izin verilmesidir.
Ülkemiz tüketicileri, GDO’lu yem ve gıdaların ülkemize girişine izin verilmesini ve bu ürünlerin satışının yapılmasını istemiyorlar.
Milletin vekili olarak, asilin istemediği insan ve hayvan sağlığı açısında zararlı ve tehlikeli olan, çevreyi kirleterek, tahrip eden, biyo çeşitliliği yok eden GDO ve diğer GDO’lu yem ve gıdaların bugün ülkemize girmemesi için yarın tohumlarının topraklarımızda ekimlerinin yapılmaması için karşı durunuz. Bu sorumluluğa ortak olmayınız.
Toplumun sağlık ve güvenliğine sahip çıkmanın iktidarı- muhalefeti olmaz !
Hükümeti yaşama karşı duyarlı olmaya,
TBMM üyelerini ise GDO lara karşı toplumsal göreve çağırıyoruz!
Fuat Engin
TÖF Genel Başkanı
Kasım 04, 2009
“TEMA Vakfı, Genetiği Değiştirilmiş Ürünlerin ülkemize girmesine yasal zemin hazırlayan yönetmeliğin iptali için dava açmaya ve oluşturduğu Bilim Kurulu ile hazırlayacağı bilimsel raporla bu konudaki görüş ve çözüm önerilerini kamuoyu ile paylaşmaya hazırlanıyor.
Türkiye, dünyanın çok az yerinde rastlanır bir ekosistem çeşitliliğine ve gıda ile tarım için önemli genetik çeşitliliğe sahiptir. Avrupa kıtasının tümünde bulunan bitki türlerinin sayısı yaklaşık 12.000 iken, sadece Türkiye’ de saptanmış bitki türü sayısı 9.000’dir. Bunun yaklaşık % 33’ü yani 3.000 civarındaki kısmı ülkemize özgü endemik türlerdir. Bu rakam Avrupa Kıtası’nın tümünde 2.500’dür. Bu istisnai derecede yüksek endemiklik düzeyi, Türkiye’ye bu türlerin, özellikle de dünyanın büyük bölümünün bağımlı olduğu tahılların türetildiği yabani türlerin korunması, tehlike altına girmemesi veya yok olmaması konusunda daha da büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Zira günümüzde 15 bitki türü, dünya nüfusunun %90’ını beslemektedir. Ve sadece buğday, pirinç ve mısır dünya tahıl üretiminin 2/3’ünü oluşturmaktadır.
Türkiye, Yerkürede mevcut olan sekiz önemli Gen Merkezi’nden iki tanesini içine almaktadır [Vavilov’un (1951) bitkiler için tanımladığı önemli Gen Merkezleri: Etiyopya, Akdeniz havzası, Orta doğu, Orta Asya, Hindistan, Çin +Siyam+Malaya+Java, Güney Meksika + Orta Amerika, Güney Amerika]. Anadolu kendi başına ayrı bir kıta değildir. Ancak, sanki ayrı bir kıtaymış gibi, büyük bir kıtanın sahip olabileceği tüm biyolojik çeşitlilik özelliklerine sahiptir. Dünyada değişik ülkelerde yetiştirilen pek çok bitki ve hayvan türünün orijinal ataları, bu topraklardan dağılmıştır. Bir bakıma Anadolu ekosistemi, doğal bir gen bankası niteliğindedir. Bu nedenle Türkiye, dünyadaki jeo-politik önemine ek olarak, jeo-biyotik önemi de büyük olan bir ülkedir.
Tüm bunlar bilinirken, insan sağlığını ve gıda güvenliğimizi doğrudan tehdit eden GDO’lu ürünlerin ülkemize girmesini serbest bırakan “Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmeliğin" 26 Ekim 2009 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasını anlamak mümkün değildir. Yönetmelikle GDO’lu ürünlerin ülkemize girişi serbest bırakılmakta, tüketici satın aldığı ürünlerin içinde GDO’lu ürün bulunup bulunmadığını öğrenmekten mahrum bırakılmaktadır.
Bu anlayış ve yaklaşım kısa bir süre sonra GDO’lu ürünlerin ülkemizde ekilmesine de zemin hazırlayacaktır. Böylece insan sağlığını tehdit eden GDO işgali, biyolojik çeşitliliğimiz üzerinde tehdit oluşturduğu gibi çiftçimizin tohum ayırma hakkını elinden alacak, çokuluslu şirketlerden tohum almaya mahkum kılacaktır.
Ülke genelinde yaklaşık 370.000 Gönüllüsü ile “GDO’ya Hayır” diyen TEMA Vakfı, GDO’lü ürünlerin ülkemize girişini serbest bırakan yönetmeliğin iptali için hukuki ve bilimsel platformda mücadeleye hazırlanmaktadır. Yıllardır hazırlanmakta olan Ulusal Biyogüvenlik Yasası’nın biran önce tamamlanması çağrısında bulunan TEMA Vakfı, Aralık 2009’da toplayacağı GDO ile ilgili Bilim Kurulu’nda oluşturulacak görüş ve çözüm önerilerini kamuoyu ile ayrıca paylaşacaktır.
Saygılarımızla;
Toprağına Sahip Çık !
TEMA Vakfı
Kasım 03, 2009
GDO‘LARIN TİCARETİ SERBEST BIRAKILDI !
3 Kasım 2009, İzmir - GDO'ya Hayır Platformu basın bildirisi
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik" 26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
GDO‘lar konusunda 10 yıla ulaşan bir zaman dilimi boyunca kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olan meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, tüketici kuruluşları, çevreci kuruluşlar ve bilim insanları olarak bizler, ortaya çıkan yeni ve vahim durum karşısında, bir kez daha görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmayı görev sayıyoruz.
Yeni Yönetmelik ile GDO‘ların ülkeye girişine meşruluk kazandırılmış iken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın sanki bu ürünlerin ticareti yasaklanmış gibi bir yanlış kamuoyu algısı yaratma girişimleri, bizlerin yukarıda belirtilen görevini daha da acil bir niteliğe taşımıştır.
Bu çerçevede;
1 - Türkiye‘nin, yıllardır talep ettiğimiz doğru içerikli bir Ulusal Biyogüvenlik Yasa‘sı olmadan, GDO‘ların ticaretinin bir Yönetmelikle düzenlenmesi hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandaldır. Çünkü;
•· Yönetmelikler Yasa ve Tüzüklerin uygulanmasını göstermek üzere çıkartılırlar. Ortada bir Biyogüvenlik Yasası yokken, sözü edilen Yönetmeliğin GDO‘larla ilgili hiçbir düzenleme içermeyen Tarım, Gıda ve Yem Yasaları, 4703 sayılı Yasa ve 441 sayılı KHK‘ye dayandırılmaya çalışılması, sürecin hukuksuzluğunu olanca açıklığı ile ortaya koymaktadır.
•· Türkiye‘de yaşayan tüm yurttaşların sağlığını ve haklarını ilgilendiren bir konunun, TBMM‘de, milletin vekilleri tarafından görüşülmesi ve bir Yasa niteliğinde düzenlemeye konu edilmesi gerekirken, Bakanlar Kurulu‘nda imzaya açılan tasarının TBMM‘ye indirilmeyerek konunun Yönetmelik ile düzenlenmesi, millet iradesi ve egemenliğinin ihlalidir. Böylelikle, konunun vahim içeriği, halkın ve parlamentonun dikkatinden kaçırılmaya çalışılmaktadır.
•· GDO‘ların ticaretinin birkaç küçük istisnayla serbest bırakılması, bu alandaki kararların devlet memuru ağırlıklı bir Komite‘ye bırakılması, yine Bakanlık tarafından seçilecek uzmanlar listesinden görüş alınması gibi hükümler, halk sağlığı alanındaki tehlikenin açık görünümleridir. Siyasilerin ve şirketlerin baskısına direnebilecek bağımsız bilim otoriteleri yerine güdümlü organizasyonlar yeğleyen Yönetmelik, bundan da öte, bir Bakan talimatı ile her an değiştirilebilecek konumdadır.
Yukarda sayılan temel yanlışlıklar yanında, bebekler için risk sayılan gıdaların yetişkinler için serbest tüketime konu edilmesi, GDO‘suz gıda maddesi üreten işletmelerin bu yönde etiket kullanmalarının yasaklanması gibi hükümler ve asıl olarak GDO‘lu ürünlerin her türlü ticaretinin meşru zemine çekilmesi, Yönetmeliği kabul edilemez konuma taşımaktadır.
2 - Konunun halkın bilgisine sunulması yolunda ortaya koyduğumuz özverili çabalar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nı telaşa sürüklemiş olup, Bakanlık web sayfasında yapılan açıklamayla kamuoyu yanlış yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu alanda da gerçekleri kamuoyu ile paylaşmayı görev biliriz;
•· Bakanlık, bu Yönetmelik ile GDO‘lu tohumların Türkiye‘de kullanımının yasaklandığını ifade etmektedir. Oysa bu yasaklama, on yıla yakın bir süredir, bir Genelgeyle sağlanmaktadır. Bakanlığın hem bu durumdan hiç söz etmemesi hem de hazırlayıp Bakanlar Kurulu‘na sunduğu Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı‘nda, Hükümet sözcüsü Sn Cemil ÇİÇEK‘in de ifade ettiği üzere, GDO‘lu tohumların ekimini serbest bırakmaya çalışması, kamuoyunu yanıltma girişimlerinin açık göstergeleridir.
•· Bakanlık, işbu Yönetmeliğe aykırı davrananlara, dayanakta gösterilen yasalar çerçevesinde, izin iptali, para cezası vb. cezaların verilebileceğini belirtmektedir. Bu cezaların çoğu, ilgili yasaların GDO‘lara özel düzenleme içermemeleri nedeniyle, olayın ciddiyetiyle bağdaşır nitelikte değildir. Nitekim, hazırlanıp TBMM‘ye sevk edilmeyen Kanun Tasarısı taslağı, bu alanda açıkça hürriyeti bağlayıcı cezalara hükmetmekte idi.
•· Bakanlık, risk değerlendirmesinin, 11 kişilik bağımsız, bilimsel, teknik komite tarafından yapılacağını belirtmektedir. Oysa Yönetmelik, uzmanlar listesinden Bakanlık tarafından seçilecek Komite‘nin, TAGEM, TÜGEM, KKGM temsilcileri yanında üniversite, TÜBİTAK ve araştırma enstitüleri temsilcilerinden oluşacağını belirtmektedir. Gerek uzmanlar listesinin niteliği, gerekse hem uzmanlar listesinin hem de Komite‘nin Bakanlık tarafından seçilecek olması, bu organizasyonun bağımsız, bilimsel, teknik sıfatlarını daha baştan ortadan kaldırmaktadır.
Sonuç olarak, gen bankası niteliğindeki ülkemizin biyolojik çeşitliliği, tarım potansiyelimiz, halkımızın satın alma gücü ve tüketim alışkanlıkları değerlendirildiğinde, GDO‘lu ürünlere Türkiye‘nin ihtiyacının olmadığı, üstelik bu ürünlerin kullanımının halk sağlığı yanında halkımızın dinsel - kültürel inanç ve alışkanlıklarına da aykırı olduğu ortadadır.
Bizler, bu alanda yıllardır halk yararına çaba gösteren kurum ve kuruluşlar olarak, bir kez daha GDO‘ya Hayır diyoruz. Halkın ve ülkenin yarar ve çıkarları, şirketlerin kar hırsının üzerindedir. Ülkemiz yurttaşlarının büyük çoğunluğunun istemediği genetiği değiştirilmiş ürünlerin, ülkemizi bir genetik yıkıma sürüklememesi için, her türlü meşru mücadelenin sürdürüleceğini ve GDO‘ları yasallaştırmaya çalışanların deşifre edilmeye devam edileceğini belirtiriz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Kasım 02, 2009
Kasım 01, 2009
1 Kasım 2009
BİYOGÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE!
GDO‘LARIN TİCARETİ SERBEST BIRAKILDI !
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan "Gıda ve Yem Amaçlı Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerinin İthalatı, İşlenmesi, İhracatı, Kontrol ve Denetimine Dair Yönetmelik" 26 Ekim 2009 günlü Resmi Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
GDO‘lar konusunda 10 yıla ulaşan bir zaman dilimi boyunca kamuoyunu aydınlatma çabası içinde olan meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, tüketici kuruluşları, çevreci kuruluşlar ve bilim insanları olarak bizler, ortaya çıkan yeni ve vahim durum karşısında, bir kez daha görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmayı görev sayıyoruz.
Yeni Yönetmelik ile GDO‘ların ülkeye girişine meşruluk kazandırılmış iken, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nın sanki bu ürünlerin ticareti yasaklanmış gibi bir yanlış kamuoyu algısı yaratma girişimleri, bizlerin yukarıda belirtilen görevini daha da acil bir niteliğe taşımıştır.
Bu çerçevede;
1 - Türkiye‘nin, yıllardır talep ettiğimiz doğru içerikli bir Ulusal Biyogüvenlik Yasa‘sı olmadan, GDO‘ların ticaretinin bir Yönetmelikle düzenlenmesi hukuk, egemenlik ve halk sağlığı açısından bir skandaldır. Çünkü;
•· Yönetmelikler Yasa ve Tüzüklerin uygulanmasını göstermek üzere çıkartılırlar. Ortada bir Biyogüvenlik Yasası yokken, sözü edilen Yönetmeliğin GDO‘larla ilgili hiçbir düzenleme içermeyen Tarım, Gıda ve Yem Yasaları, 4703 sayılı Yasa ve 441 sayılı KHK‘ye dayandırılmaya çalışılması, sürecin hukuksuzluğunu olanca açıklığı ile ortaya koymaktadır.
•· Türkiye‘de yaşayan tüm yurttaşların sağlığını ve haklarını ilgilendiren bir konunun, TBMM‘de, milletin vekilleri tarafından görüşülmesi ve bir Yasa niteliğinde düzenlemeye konu edilmesi gerekirken, Bakanlar Kurulu‘nda imzaya açılan tasarının TBMM‘ye indirilmeyerek konunun Yönetmelik ile düzenlenmesi, millet iradesi ve egemenliğinin ihlalidir. Böylelikle, konunun vahim içeriği, halkın ve parlamentonun dikkatinden kaçırılmaya çalışılmaktadır.
•· GDO‘ların ticaretinin birkaç küçük istisnayla serbest bırakılması, bu alandaki kararların devlet memuru ağırlıklı bir Komite‘ye bırakılması, yine Bakanlık tarafından seçilecek uzmanlar listesinden görüş alınması gibi hükümler, halk sağlığı alanındaki tehlikenin açık görünümleridir. Siyasilerin ve şirketlerin baskısına direnebilecek bağımsız bilim otoriteleri yerine güdümlü organizasyonlar yeğleyen Yönetmelik, bundan da öte, bir Bakan talimatı ile her an değiştirilebilecek konumdadır.
Yukarda sayılan temel yanlışlıklar yanında, bebekler için risk sayılan gıdaların yetişkinler için serbest tüketime konu edilmesi, GDO‘suz gıda maddesi üreten işletmelerin bu yönde etiket kullanmalarının yasaklanması gibi hükümler ve asıl olarak GDO‘lu ürünlerin her türlü ticaretinin meşru zemine çekilmesi, Yönetmeliği kabul edilemez konuma taşımaktadır.
2 - Konunun halkın bilgisine sunulması yolunda ortaya koyduğumuz özverili çabalar, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı‘nı telaşa sürüklemiş olup, Bakanlık web sayfasında yapılan açıklamayla kamuoyu yanlış yönlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu alanda da gerçekleri kamuoyu ile paylaşmayı görev biliriz;
•· Bakanlık, bu Yönetmelik ile GDO‘lu tohumların Türkiye‘de kullanımının yasaklandığını ifade etmektedir. Oysa bu yasaklama, on yıla yakın bir süredir, bir Genelgeyle sağlanmaktadır. Bakanlığın hem bu durumdan hiç söz etmemesi hem de hazırlayıp Bakanlar Kurulu‘na sunduğu Ulusal Biyogüvenlik Yasa Tasarısı Taslağı‘nda, Hükümet sözcüsü Sn Cemil ÇİÇEK‘in de ifade ettiği üzere, GDO‘lu tohumların ekimini serbest bırakmaya çalışması, kamuoyunu yanıltma girişimlerinin açık göstergeleridir.
•· Bakanlık, işbu Yönetmeliğe aykırı davrananlara, dayanakta gösterilen yasalar çerçevesinde, izin iptali, para cezası vb. cezaların verilebileceğini belirtmektedir. Bu cezaların çoğu, ilgili yasaların GDO‘lara özel düzenleme içermemeleri nedeniyle, olayın ciddiyetiyle bağdaşır nitelikte değildir. Nitekim, hazırlanıp TBMM‘ye sevk edilmeyen Kanun Tasarısı taslağı, bu alanda açıkça hürriyeti bağlayıcı cezalara hükmetmekte idi.
•· Bakanlık, risk değerlendirmesinin, 11 kişilik bağımsız, bilimsel, teknik komite tarafından yapılacağını belirtmektedir. Oysa Yönetmelik, uzmanlar listesinden Bakanlık tarafından seçilecek Komite‘nin, TAGEM, TÜGEM, KKGM temsilcileri yanında üniversite, TÜBİTAK ve araştırma enstitüleri temsilcilerinden oluşacağını belirtmektedir. Gerek uzmanlar listesinin niteliği, gerekse hem uzmanlar listesinin hem de Komite‘nin Bakanlık tarafından seçilecek olması, bu organizasyonun bağımsız, bilimsel, teknik sıfatlarını daha baştan ortadan kaldırmaktadır.
Sonuç olarak, gen bankası niteliğindeki ülkemizin biyolojik çeşitliliği, tarım potansiyelimiz, halkımızın satın alma gücü ve tüketim alışkanlıkları değerlendirildiğinde, GDO‘lu ürünlere Türkiye‘nin ihtiyacının olmadığı, üstelik bu ürünlerin kullanımının halk sağlığı yanında halkımızın dinsel - kültürel inanç ve alışkanlıklarına da aykırı olduğu ortadadır.
Bizler, bu alanda yıllardır halk yararına çaba gösteren kurum ve kuruluşlar olarak, bir kez daha GDO‘ya Hayır diyoruz. Halkın ve ülkenin yarar ve çıkarları, şirketlerin kar hırsının üzerindedir. Ülkemiz yurttaşlarının büyük çoğunluğunun istemediği genetiği değiştirilmiş ürünlerin, ülkemizi bir genetik yıkıma sürüklememesi için, her türlü meşru mücadelenin sürdürüleceğini ve GDO‘ları yasallaştırmaya çalışanların deşifre edilmeye devam edileceğini belirtiriz.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
GDO‘YA HAYIR PLATFORMU
GDO‘YA HAYIR PLATFORMU BİLEŞENLERİ: TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası -TMMOB Çevre Mühendisleri Odası-TMMOB Peyzaj Mimarları Odası -TMMOB Mimarlar Odası-TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Marmara Bölge Şubesi -TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Ege Bölge Şubesi -Türk Tabibler Birliği -Tüketici Dernekleri Federasyonu (TÜDEF)-Tüketici Örgütleri Federasyonu (TÖF)-Tüketiciyi Koruma Derneği (TÜKODER)-Tüketici Hakları Derneği -Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği-Çiftçi-SEN-Ekoloji Kollektifi -DOĞADER -EKODER -KESK Tarım Orkam-Sen - Nilüfer Yerel Gündem 21 -Gemlik Yaşam Atölyesi Derneği-İçanadolu Çevre Platformu (İÇAÇEP) -Marmara Çevre Platformu (MARÇEP)-Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) -Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi-Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmeleri -İmece Evi İmece Ekoköyü Dogal Yasam ve Ekolojik Çözümler Derneği -Imece Ekoköyü Kooperatif Girişimi - -Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği-Muratpaşa Dostları Derneği - Konyaaltı Dostları Derneği -Kibele Ekolojik Yaşam Kooperatifi- PDA Pembe Domates Ağı -Akçaeniş Köyü Çevre Kültür Kalkınma ve Dayanışma Derneği-Kirazlı Ekolojik Yaşam Derneği -Bornova Sivil Toplum Platformu (BORPLAT)-Greenpeace Türkiye -Sinop Çevre Dostları Derneği -Doğu Akdeniz Çevre Bileşenleri
-Yeni İnsan Yayınevi -Buğday Derneği -Slowfood Yağmur Böreği Birliği-Slowfood Fikir sahibi Damaklar Birliği -Slow Food Gençlik Gida Hareketi-Slow Food Ankara Birliği -Slow Food Kars Birligi -Boğatepe Çevre Yaşam Derneği-Aromaterapi Derneği (AROMADER)





